Yalnızlık

Yalnızlık
0 7 Mayıs 2018

“Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa adı yalnızlık olmaz.”

Neden yalnızlaşıyoruz? Bizi yalnız kılan ve değerlerden hatta kendimizden uzaklaştıran nedir? Neden yalnız hissederiz? Ya da hissettiğimiz duygunun yalnızlık olduğundan emin miyiz?

Gözlerinde buğulu bakışlarla gidenlerin ardından bakakaldı.. Neden kalmıştı? Neden burada kalmayı seçmişti. Aslında burada kalmak bir seçimken neden yalnız hissediyordu..

Neyi niye seçtiğimizi bilemesek de seçiyoruz. Yaşam her zaman insanın karşısına iki seçim yolu çıkarıyor ve biz bize uygun olduğunu düşündüğümüzü, bazen doğru olduğuna inandığımızı, bazen hırslarımız yüzünden göremediğimiz o an doğru geleni, bazen kaybedeceğimizi düşündüğümüz imajinasyonlarımızı, bazen de neyi niye seçtiğimizi bildiğimizi bilmeden seçiyoruz..

Neden kaldığına anlam bile veremiyor şu an da ..

Doğru olduğuna inandığı şey şu an baktığında ne kadar da anlamsız olduğunu görüyor..

Seçtiği bir seçim ile aslında kendi değerlerinden, doğup büyüdüğü kültürün adetlerinden, ananevi sevdiği her şeyden vazgeçti. Ne için? Bunun cevabı aslında yok. Var ya da bunu cevaplamak işine gelmiyor.

Yalnızlık hissettiği yoğun duygu, kendinden bile yalnız. Temassız, sevgisiz, kararsız, korkak, sorumluluk almaya cesareti yok, alacağı kararı bilemeyen, karar alacaksa buna cesaret edemeyen bir şekilde öylece duruyor. Gözlerinde bir damla yaş ile. Yaş da akmıyor artık..

Bayram sabahlarını, arife günlerini hatırlıyor. Ne kadar mutluluk olurdu evlerde. Yapılan temizlikler, alınan bayramlıklar, arife geceleri sabaha kadar kuaförde beklenen sıralar, daha küçükken alınan rugan siyah kırmızı ayakkabıya sarılarak yatılan geceler, yapılan saçlar ile bozulmasın diye yatakta yastıktan uzatılan kafalar, uyumadan geçirilen bayram arifeleri..

Apartmanımızda bir Sevgi ablamız vardı. Her bayram hazırladığı mendiller ile bayram sabahını iple çekmemiz için bir sebepti.. Sabah kahvaltıları, her bayram sabahı aile ile yapılan kocaman sıcacık bayram kahvaltıları..

Öpülen eller, alınan harçlıklar, yapılan dolmalar, börekler, tatlılar, gizlice mutfaktan çalınan kurabiyeler. Fındıklı, portakallı babaanne kurabiyesi. Şu anda burnumda tütüyor, o günün sıcaklığı, sevgisi, şefkat ve  birleştiriciliği..

İşte bu yüzden inanmıyorum “insanlar yalnız doğarlar, yalnız ölürler” veya “insan aslında hep yalnızdır, yalnız olduğunu bilerek yaşamalıdır” cümlelerini söyleyen insanlara.. Kendi yalnızlıklarına, kuramadıkları bağlarına, olmayan belki olan kıymetini bilemedikleri değerlerine, özen ve önemin olmadığı sadece kendine ve kendindekilere inanan insanların bu alanlarını gizleme, örtme, tamponlamaları için söylenen bu cümlelere..

Bu yüzden yozlaşan bir toplum, aileden sevgiden uzakta geçirilen, tatil vazifesi gören bayramlar. Biten, aktarılamayan değerler. Yalnızlık adı altında kendi ile baş başa, sevgisiz ve özensiz insanlar. Bunun adı da özgürlük.

Yaşanan eskinin değer ve adetleri bugün günümüzde önemini yitirmiş olsa da içerlerde bir yerlerde sıcak sıcacık tatlarını koruyor. Bazen sadece yitirdiğimiz o alanlara cesaretle bakabilmek, unuttuğumuz, kaybolduğunu sandığımız, sevginin ve şefkatin dolu dolu yaşandığı bayram ve anılarımızı hatırlamak, yeniden kalbimiz ve kendimiz ile temas kurmayı sağlayabilir.

Kalbimiz ve kendimiz ile bağ kurabilmek..

Ne olduğunun çok önemi olmadan, şefkatle bakabilmek, sonuca hükmetmeden süreci yaşayabilmek ve bana göre en önemlisi zihninin değil de kabinin sesini duyabilmek. Ne diyor Mevlana..

“Zihninin gürültüsü yerine, kalbinin fısıltısını duy.”

 

 

Posted in Blog